Press ESC to close

YahşibeyYahşibey Ali Osman Yahşi

Hüzünlü Bir Bayram Hikâyesi

Siz hiç hayatınızda kıymet verdiğiniz şeylerden uzak olduğunuz oldu mu? Ya çok uzaklarda hiç yolunu gözlediniz mi kıymetlilerinizi her an gelecekmiş hissiyle? Ya dalıp dalıp gittiğiniz oldu mu ufuklara doğru hayatınızın vazgeçilmezlerin siluetlerini görürüm ümidiyle? Ya peki gelmeyeceğini ve kavuşamayacağınızı anladığınız zaman kalbinizden bir parçanın kopup gittiğini hissettiğiniz ve derin bir ahh çektiğiniz mi oldu mu?

Hayatta vazgeçilmezim olanlardan çok uzaklarda bir bayram yaşadım bu sefer. Hani şu her gününde farklı bir bayram kutlanılan kasvetli şehirde! Onlar doyasıya eğlendiler bayramlarında ben ise; hüzünle açtım gözlerimi bir bayram sabahına. Pek tabi bu bayramsa eğer bende sevinçli olmalıydım ama nafile… Zoraki gülümsemelerle kutladım başkalarının bayramlarını böylesine ulvi bir günde…

Şu da var ki; her nasıl olursa olsun, insan, bir müddet sonra birçok şeyi kabul ediyor ve hayatın akışında yer bulmaya çalışıyor. Ben de bize hediye edilen bayramı kutlamaya çalıştım hüznümü çok gerilere atmaya çalışarak bu mozaik şehirde. Başarılı olabildim mi peki? Pek sayılmaz…

Her renkten insanın aynı ulvi amaçla geldiği Londra’nın minareli tek camiinde namazımızı huşu ile eda ederek başladım bir bayram sabahına… Çok farklı milletlerden gelen insanlarla omuz omuza namaz kılmak çok farklı bir huzur veriyor insana hakikaten… Hepsiyle aynı pota erimek ve yaratana şükür etmek tek bir dille…

Eda ettikten sonra namazımızı çıkıyorum Süleymaniye caminin avlusuna ve sonra aramaya başlıyorum ve duymak istiyorum köylü ağabeylerin ‘’Hoş geldin! Bayramın mübarek olsun yeğenim ‘ deyişlerini… Ve bir an için nurani yüzlü hacı amcaların elini öpmek için eğiliyorum sonra vazgeçiyor ve çekiliyorum onların garip bakışları altında. Anlam veremiyorum olanlara… ‘Niçin hoş geldin demiyorlar ağabeyler ve niçin ellerini uzatmıyorlar hacı amcalar?’’ Sonra niçin ağabeyimin ‘’Kardeşim, getir iki fişek de geleneği bozmayalım’ diyerek attığı silahın sesini ve sonra da babamın ‘oğlum geliyorsunuz, bitiriyorsunuz fişeklerimi’ diye takılmalarını niye duyamıyorum… Bir müddet sonra esmer tenli bir amcanın ‘’eid mübarek’’ sözüyle uyanıyorum daldığım hayal aleminden ve okuyorum hüzünlü hikâyenin ilk mısrasını… Ve dudaklarımdan ‘şimdi köyde olmak vardı, anamın babamın elini öpmek; kardeşlerime sıkı sıkıya sarılmak vardı’ mısraları dökülüveriyor derin iç çekerek… Ne asırlık ıhlamur ağacında altında muhabbet eden ve bayram yerinde kaçta bulaşacaklarını kararlaştıran gençler var ve ne de elleri öpülesi nurani hacı amcalar!

Bir film şeridi gibi geçiyor köydeki bayramlarım. Hani şu tüm sıcaklığı ve güzelliğiyle benim günler öncesinden düşlerimde yer eden hayatımın belki de en güzel günleri… Yüreğimin kıpır kıpır ederek beklediğim bayram günleri… Anacağızımın ‘ oğlum bugün yine geç geldin eve… Yemedin değil mi bir şey dışarıda’’ diyerek ana şefkatiyle sorduğu soruları… Tek tek sırayla dolaştığım amcamın, halamın, teyzemin gülümseyen çehreleri… İnce belli bardaklarda ikram ettikleri çayları… Günler öncesinden büyük özveriyle yapılan ev baklavaları…’Hadi Alesman ne yedin ki! Şunun da bak tadına!’ diye hafif kızgın hafif gülümsemeyle ısrar edişleri… Koşarcasına gittiğim bayram yeri… Babamın ’oğlum boşuna boşuna gidiyorsun! Yok mu bir tane diye ‘ takılmaları ve gülmekten gözlerinden gelen yaşları elin tersiyle silmesi…

Ama çok uzağındayım artık, şu anda köydeki tadına doyulmaz bayramların… Her biri artık hüzünlü hikâyemin satır aralarında kaldı. Hayatımda ilk defa yaşadığım gurbette bayramıma hüzün ve özlem kadehlerinden acı acı yudumlayarak nihayete veriyorum… Sevgiyle kalın… Muhabbetlerimle…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir